10 Mayıs 2011 Salı
Geçtiğimiz yüzyılda kalitenin bir seçim faktörü olduğunu gördük. Kaliteyi üretebilen kurumlar pazar paylarını arttırdı ve küresel markalar haline geldi.
21’inci yüzyılda ise teknolojinin hızla değişmesi, üretim tekniklerinin çabuk değişebilir ve
şeffaf olması sonucunda ürünlerin arasındaki kalite farkları azalmış ve kalite seçim sıralamasında baştaki yerini kaybetmiştir.
Küresel üretim artık benzer teknolojiyle, aynı hammaddeyle, aynı enerji maliyetiyle, aynı işçilik giderleriyle,
aynı sermaye maliyetiyle, birbirine yakın ölçeklerde ve aynı dağıtım kanalını kullanarak ortak fonksiyonları olan ürünler üretmektedir. Rekabette öne geçmek için geçtiğimiz yüzyılda kullanılan fark yaratma olanakları artık mümkün değildir.
Son kullanıcının satın alma kararını vermesi ve satın alma işleminin gerçekleşmesi için tüm faktörlerin sağlanması gerekmektedir.
Tüketicinin satın alma işlemini gerçekleştirmesi için satın alacağı ürünün rafta bulunabilirliğini, eksik veya fazla olmamasını, raf bekleme süresini yani; kullanım ömrünü geçirmemiş olmasını lojistik hizmetleri veren kuruluşlar sağlamaktadır. Bu hizmet sürecinde taşımanın hızlı olması, beklemelerin minimize edilmesi, taşıma sırasında hasara uğramaması, müşteriye kolayca taşınabilir şekilde iletilmesi, hatta kullanım noktasına kadar götürülmesi ve bedelinin alınması yine lojistik şirketler tarafından sağlanabilmektedir. Tüm bu işlemlerin maliyet indirimi yapacak kadar büyük ölçekli, optimize edilmiş ve şeffaf olması da gerekmektedir.
Lojistik şirketler üreticilerin yanında müşteri ile son kontağı sağladıkları için markanın görünen yüzü olmaktadır. Bu hizmetten doğan memnuniyetler ürüne değer katarken karşılaşılan sorunlar da müşteri kaybına neden olmaktadır. Ürünün teslim edilmeden önce son kontrolünün yapılması, teslim noktasında düzgün hizmet sunulması, söz verilen sürede teslimi, gerektiğinde ödeme ve tahsilat, çağrı merkezi hizmetleri, satış sonrası hizmetler, iadeler ve geri dönüşler ürünün değerini arttıran, müşteri memnuniyeti yaratarak yeni satın alma kararını etkileyen hizmetlerdir.
Lojistik sadece üretici - son kullanıcı arasındaki teslimatta değil, tanımdan anlaşılacağı gibi hammaddeden tüketime kadar olan toplam sürecin de yönetimini öngörmektedir. Bütün bu süreç içinde müşterilerin beklentilerinin üzerinde mutlu edilmesi, maliyetlerin geriye çekilerek verilen sözlerin yerine getirilmesi, sonunda da hem kar hem de nakit yaratılması gerekmektedir. Lojistik her şeyin başında süreç içi şeffaflığı sağlamakta ve tedarik zincirinin çevrim süresini azaltmaktadır. Bu sayede tedarik riskleri azalırken zincir işi operasyonların senkronize edilebilmesi için gereken bilgi girişi de sağlanmış olmaktadır. Tedarik zincirinin proses veriminin de artmasını sağlayacak olan bu yönetim altyapısı zincir hareketini hızlandırırken maliyette de avantaj yaratmaktadır.
Talebin planlanmasında, malzeme akışının optimizasyonunda, mevsimsel sapmaların azalmasında, kampanyaların olumsuz yöndeki etkilerinin azaltılmasında, talep üretim süresinin kısaltılmasında, hatta sipariş üzerine üretim sistemine geçiş sağlamada, şeffaflık ve açıklıkta lojistik başarılı bir araç olarak kullanılmaktadır. Bu sayede işveren - taşeron ilişkisi olarak görünen lojistik hizmetler artık stratejik iş birliği haline gelecek, sonucunda müşteriye dönecek ve rekabet avantajı getirecek artı değerleri yaratacaktır. Lojistik çalışmaları uzun süreli sözleşmeler dayanmaktadır. Yatırımların amorti edilmeleri garanti altına alınmıştır. Online bilgi akışı ile operasyonel hatalar minimize edilebilmektedir. Sigorta giderleri düşmektedir.
Uygun kapasite ve büyük ölçekli çalışmalarla birim operasyon maliyeti indirilmektedir. Planlanabilen operasyonlar sayesinde yüksek verimlilik yaratılmaktadır. Kontrol sistemleri ile iyileştirme fırsatları yaratılmaktadır. Daha az müşteri şikayetleri ile zaman tasarrufu ve sorunsuz müşteri ilişkisi yaratılmaktadır.
Sektörel bilgi birikimi ile yeni gelişmelerin uygulaması kolaylaştırılmaktadır. Düzgün raporlama sistemi ile bilgi paylaşımı sağlanmaktadır. Dağıtım merkezlerindeki katma değerli hizmetlerle, ciro ve karlılıkta artış sağlanmaktadır. Lojistik müşterilerin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla üretici kuruluşlarla 3PL lojistik şirketler arasındaki uzun süreli bir iş birliğini öngörmektedir. Bu sayede yaratılan artı değer kurumların sürdürülebilir gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Amaç daha memnun müşteri ile talebin sürdürülebilirliğini sağlamak ve rekabetçi pazarda öne çıkmaktır. Bunu sağlayabilen markalar lojistik şirketlerin verecekleri destekle yaşayacaklar ve küreselleşme yarışında öne çıkacaklardır.
*Sherry McLean London Business School Öğretim üyesidir. Makale yazarın özel izniyle yayınlanmıştır.
Okunma Sayısı: 11
Diğer Dergi