DergiL Bu Sayı

Bir şirketi oluşturan değişik fonksiyonlar içinde tedarik zinciri, her aşaması ve işlemi takip edilebilen bir fonksiyon olarak belki de en fazla performans değerlendirmesine ve ölçümlere maruz kalandır. Konumu ve performansının düzenli olarak ne durumda olduğu bilinmeyen tedarik zincirlerinden başarı ve katma değer beklemek, tedarik zinciri yönetimini bir dizi rastlantı değişkene bağlamakla eş anlamlıdır.
Ters lojistik, genelde tedarik zinciri yönetiminin sevilmeyen üvey çocuğu olarak görülür. Hatta uyulması gereken düzenleyici bir kural, ödenmesi gereken bir maliyet ya da ikincil bir öncelik olarak algılanır. Oysa giderek daha fazla sayıda şirket ters lojistiğin tedarik zincirine uzun vadede rekabet avantajı kazandıran stratejik bir aktivite olduğunu anlamaya başladı.
Küreselleşmenin avantajından yararlanmak için büyüme ölçeklerini kendi geleneksel sınırlarının dışına çıkarabilmek amacıyla stratejilerini yenileyen şirketler, temel kriter olarak pazarın büyüklüğünü ve büyüme potansiyelini ele alıyor. Pek çok strateji uzmanı, şirketlerin bu pazarlardaki yerel yasalarını ve hükümet düzenlemelerini öğrenmesini istiyor. Ancak ürünleri tedarikçiden alarak fabrikaya, oradan da dağıtım merkezi ya da limana ulaştıracak lojistik altyapısından genellikle pek söz edilmiyor. Yüzeysel analizler havayolu, otoyol ve limanlar gibi temel altyapıları dikkate almasına karşın; yerel taşımacılığın etkinliği, yerel lojistik piyasasının kırılımları, taşımacılık ücretleri ve kaliteli kamyonculuk hizmetleri üzerinde çokça durulmuyor.
Geçtiğimiz yüzyılda kalitenin bir seçim faktörü olduğunu gördük. Kaliteyi üretebilen kurumlar pazar paylarını arttırdı ve küresel markalar haline geldi. 21’inci yüzyılda ise teknolojinin hızla değişmesi, üretim tekniklerinin çabuk değişebilir ve şeffaf olması sonucunda ürünlerin arasındaki kalite farkları azalmış ve kalite seçim sıralamasında baştaki yerini kaybetmiştir.